20 Ağustos 2009 Perşembe

HAYDİ ÇİMMEYE


HAYDİ ÇİMMEYE






Eveett pek sevgili günlük kardeşim, başım beladan, bela başımdan kurtulamaz bilirsin. Yine ne oldu diyecek olursan, hemen anlatayım. Şimdik bendeniz evin en küçüğü olma sıfatımdan yararlanarak yine bana göre uçuk sayılmayan ama pek sevgili aile bireylerime göre uçuk sayılan bir teklifte bulundum. Dedimkine, ‘Bakın pek sevgili annecim, babacım, ikizcim, abicim, yengecim, eniştecim, yaz bitiyor haydi çimmeye gidelim de ayaklarımız suya ersin’ dedim. Dedim de kimse ciddiye almadı. Babam arabanın benzini yok dedi, annem temizlik yapcem dedi, diğerleri de hadi len dedi. Ben ne yaptım? Pek tabi her zamanki taktiği uyguladım. Miyaaaaaaakk, viyaaaaaaaak, ciyaaaaaaaak… Sonuç mu?

Tabiî ki yollara düşülündü…Sabahın altısın da arabaya sıkış tepiş binilindi. Herkes bendenize hemen ezilmesi gereken bir böcek gibi bakıyordu. Çünkü en önde, en rahat oturan ben idim. Malumunuz bizim araba m.ö ikibinli yıllara dayanan soylu geçmişinden dolayı arada bir bizlere sormadan pattadanak yolun orta yerinde duruverir. Olup olmayacak yerlerde durur genelde. Bir kere şöyle elma ağaçları, erik ağaçları, vişne, kiraz, armut, böörtlen ağaçları olan bir yol kenarında durayım demez körolmayasıca. Yine bizi inekçik ve de diğer hayvancıkların öbek öbek bırakmış oldukları taze tezekçiklerin yakınlarında bir yerde bırakmasın mı?

Pek sevgili aile bireylerimden er kişiler hemencecik tamir işlemine koyulurken, bendeniz de pek sevgili aile bireylerim olan dişil kişilerden oldukça uzaklara biryerlere yürüyormuş gibi gibi yaparaktan, gayet sakin hiç bişecik yokmuş gibi davranaraktan aslında can güvenliğimi sağlama almış bulunuyor idim. Neysem bizim becerikli er kişileri arabayı en kısa sürede tamir ettiler!... Yaklaşık bi iki saat kadar sonra tekrar yollarda bulduk kendimizi. Aman Yarebbim bu nasıl güzel bir manzaradır, nasıl güzel… Yemyeşil ağaçlar, sevgiyle uçuşan kuşcuklar, sevgi pötürcüğü börtüler, böcekler… Güneş sapsarı iliklerimize kadar işlerken, ağaçların hışırtıları ninni edasıyla tam uykumuzu getirmişti ki o da ne? Aman Allah’ım, başka şey dileseymişim olacakmış. Kıpkırmızı kirazlar ‘gel bana, gel bana’ diyor, elmalar’ al beni, albeni’, böörtlenler ’ye beni, ye beni’… Durr diye bir reflekslen bağırmışım. Babam ne oluyo dedi. Dedimki dedim, baba dur ümüğümü körükleyem, hem gören gözün hakkı vardır, hak yemek günah sayılmaz hadi dur da ikicik elma neyim toplayam. Olmaz dedi, kesin ve net. Ama ama dedim, kaldım.

Elmalar bana , ben elmalara, kirazlar bana, ben kirazlara, böörtlenler bana, ben böörtlenlere melül melül bakakaldık. İçimden ılıcık ılıcık bir şeyler akıp gitti. Gözlerim dolu dolu oldu. Bu ayrılık çok dokundu. Derkeeennnn, Allah’ım bu gün tarihe geçmeli. Bizim dül dül başka bir elma ağacının yanında pat diye durmasın mı? Babam ‘kimse inmesin hemen hallederim’ dedi. Ama dül dülün benzini bitmişti. Fare olalı bir kedi tutmuştu bizimki. Sarılıp öpesim geldi. Tabiî ki indim arabadan ve tabiî ki daldım elma ağacına. Yidim de yidim, yidim de yidim…


Bi iki saate de benzin işi hallolduktan sonra akşam ezanı okunmasına beş kala ayaklarımızı havuza sokup gerisin geri döndük. Valla ben yine çok eğlenmiştim, birde yüzüme karşı ‘hep senin yüzünden oldu’ hömkürmeleri olmasaydı, çok daha mutlu, mesut, bahtiyar olabilirdim herhalde yani galiba.


Evet günlükçüm. Sen sen ol, midenin hazmedebileceğinden fazlasını yeme oldu mu? Ben bi gideyim de yüz numaranın hatrını sorayım.

Hadi gene gel, özletme günlükçüm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder